BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ!

Meditasyon ve Yogayla mutluluğu keşfedin!

Posted by Blogger 0 yorum

Meditasyon ve Yoga Yapmaya Başlamak.


 İlk başlarda sizi ne kadar çekeceğini bilmiyorum ama yapmaya alıştığınız zaman zihnin ve bedenin kontrolünü ele aldığınız ve vücudunuzda ki rahatlamayı hissettiğiniz zaman sürekli hale getirmek istiyorsunuz. Gün içerisinde, yaşadığınız tüm sorunlar düşündüğünüz onlarca şey arasında durup nefes almak ve dinlenmek istiyorsanız mutlaka meditasyon yahut yoga yapmaya başlamalısınız. Bu size büyük bir ayrıcalık ve pozitif bir yaşam kazandıracaktır.

 Meditasyon için gerekli olan tek şey yalnız kalabileceğiniz bir ortam, zihin boşaltıcı müzikler ve lavanta kokusu. Lavanta yağı, mumları ya da tütsüleri ile gevşemenizi hızlandırabilirsiniz. Meditasyon sırasında kendinize şunları tekrarlamayı unutmayın; ‘ KENDİMİ SEVİYORUM, KENDİME GÜVENİYORUM, KENDİMİ AFFEDİYORUM, BENİ ÜZEN HERKESİ AFFEDİYORUM, KENDİME TEŞEKKÜR EDİYORUM.’ Meditasyon süresini dilediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz, burada önemli olan kendinizi iyi hissetmeniz. Gözlerinizi kapattığınız andan itibaren arada gülümsemeyi unutmayın, pozitif enerjileri çağırdığınızı size hatırlatmak isterim.

Yoga için ise gerekli esnekliği kazanmak zaman alan bir süreçtir. Bu yüzden yogayı internet üzerinden yardım alarak yapmalısınız, ancak önemli bir detay videoları açıp hemen yapmaya başlamak yerine kendi vücudunuzu tanıyor olmalısınız, onu çok fazla yormadan ve yıpratmadan dikkat ederek yaparsanız eğer gerçek verimi alırsınız.

Bu sırada gün içinde rahatlama ve vücudunuzda ki toksinleri atmak için, bir su bardağına maden suyu içerisine bir yemek kaşığı limon suyu ve elma sirkesi katıp içmenizi tavsiye ederim. Kendinize inanmayı bırakmayın, kendinize inandığınız kadar yaptığınız meditasyon ve yogaya da inanın. İnançsız yaptığınız hiçbir işten verimli bir sonuç beklemeyin. Zihin sizin onu yönettiğiniz kadar var. Kötü düşüncelerin sizi ele geçirmesine müsaade etmeyin, en güçlü haliniz ile odaklanın ve gerçeğin yani kendi benliğinizin peşinden koşun. Bir süre sonra hayatınızı kontrol etmenin verdiği hazzı keşfedecek ve mutlu olduğunuzu göreceksiniz.

 Ruhunuz ve bedeninizin sağlıklı ve güçlü kalması dileği ile.

Bu yayın Konuk Yazar Burcu Yılmaz tarafından yazılmıştır.

Yalnızlığın Değerini Ne kadar Biliyoruz?

Posted by Blogger 0 yorum
Yalnızlığın Değerini Ne Kadar Biliyorsunuz?
Yalnızlığın kıymetini bilmiyoruz. Sonra da yalnız kalabilmeyi özlüyoruz. Hepimiz sosyal olmanın faydalarından bahsediyoruz, peki ya yalnızlık? Bunu hiç düşündünüz mü? Sosyal olduğumuz zamanlarda, insanlarla iç içe olup, değişik bireyler tanıyor ve anlamaya çalışıyoruz, peki ya kendimiz? En basitinden ''SEN KİMSİN?'' sorusuna kaçımız cevap verebiliyoruz. Sosyal olmanın bizi aşacağından bahsediyoruz, fakat özgüvenimiz tam olmadığı için toplum önünde konuşamıyoruz. Kendimizi tanımaya fırsat yaratmıyor başkalarını tanımak için çabalıyoruz, sonra kendimiz değil de bir başkası oluveriyoruz. Öz benliğimizi bulduğumuz zaman, kendimize olan güvenimiz oturduğu için topluma karşı daha rahat edebileceğimizi unutuyoruz. Peki ya Öz benliğimizi nasıl kazanacağız? En başta ben kimim, neredeyim, nerede olmak istiyorum? Bu üç soruya cevap bulmalısınız. Daha sonra -hayır- demeyi öğrenmelisiniz. Yapmak istiyorsanız evet, istemiyorsanız hayır, birilerini mi yoksa kendinizi mi kaybetmeyi seçiyorsunuz. Bunu iyi düşünün çünkü hayatınızdan gitmemeleri için evet derken kendi hayatınızdan gidiyorsunuz. Öz benliğinizi oluşturmakta en önemli etkenlerden birisi ise yeterlilik duygusudur. Sizce ne kadar yeterlisiniz? Yeterli olabilme duygusunu kazanmak için düzenli olarak kitap okuyabilir, araştırma yapabilirsiniz. Okuyacağız her şey de kendiniz tanımıza yardım
cı ve kelime haznenizi güçlendirecek şeyler olmasına dikkat etmeyi de unutmamalısınız. Dünya ve Türk klasikleri dediğimiz zaman itici dursa da içlerinde inanılmaz çekici kitaplar bulunuyor. Kendi zevklerinize uygun makaleler de bulmanız oldukça kolay böylelikle yorum yapma kabiliyetinizi geliştirmiş ve her konuda ufakta olsa fikriniz olmuş olacaktır. Bu da özgüvenli hissetmenize oldukça faydalı olacaktır. Bu yüzden sosyal olmaya harcadığınız zamanı yalnız kaldığınız da dolu dolu ve kendinizle iç içe geçirerek aslında çok daha yararlı bir iş yapmış olabileceksiniz. Belki de çok sıkıldınız ve kendinizi dinlemeye ihtiyacınız var? Belki bunaldınız ve kaçacak liman başkası değil de sizsinizdir. Hayatınızın merkezine kendinizi yerleştirmeniz ve çevrenize bir çember çizmenin vakti artık geldi. Yalnızlığınızın size bir hediye olduğunu asla unutmayın. Kendinizi sevin.

Bu yayın Konuk Yazar Burcu Yılmaz Tarafından yazılmıştır.

Ayşegül Terzi Davasında Verilen İkinci Tahliye Kararı Herkesi Üzdü!

Posted by Blogger 0 yorum
Ayşegül Terzi Davasında Verilen İkinci Tahliye Kararı Herkesi üzdü !

Ayşegül Terzi'ye şort giydiği için tekme atan şahıs Abdullah Çakıroğlu,ikinci kez tahliye edildi. Ayşegül Terzi'nin açık bir şekilde hiç bir suçu olmadığı halde, sadece şort giydiği için belediye otobüsünde, erkek kökenli bir birey tarafından atılan tekme sonucunda, açılan davanın ilk duruşmasında serbest bırakılmıştı, yaptığı savunmada: Abdullah Çakıroğlu: '' Yaptığımı doğru bulmuyorum oturuşunu da doğru bulmuyorum. Oturuşunu doğru bulmadım uyardım kendisi umursamadı ve bu olay vuku buldu. 'Cünup' kelimesini kullandım, diğer kelimeler bana ait değil. Kuran'da açıkça örtünmesi gerektiği yazıyor. Gayrimüslim ise uygun giyinmeli. İnsanın şehvet duygularını kabartıyor. Benim olayda şehvet duygularım kabarmadı. İstemdışı davranışta bulundum. Yılışık bir tavır takınmıştı bana bakıyordu." dedi. Bu savunmanın hangi kısmında sanığın haklı bulunduğunu bilmiyorum fakat, dini duyguları bu denli kullanması üzerine serbest bırakıldığını gördük.
Daha sonra davanın peşi bırakılmadığından Türk Ceza Kanunu’nun(TCK) 216/1. Maddesinde düzenlenen “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” ve TCK 115/3. maddesinde düzenlenen “İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme” suçlarından tutuklanması talebinde bulunmuş ve saldırgan tutuklanmıştı. Hakkında 9 yıl 4 ay hapis istenen şahıs günler içinde avukatının verdiği itiraz dilekçesi ile tekrar tahliye edildi. Ayşegül Terzi "Kararı şu an sizden öğreniyorum. Ne diyebilirim ki? Türkiye'de adalet bu kadar. Düşünebileceğim hiçbir şey yok. Bu ülkede kadın olmak böyle bir şey. Benim ölmemi bekliyorlar. İtiraz ediyoruz, itiraz ediyoruz serbest bırakılıyor. Şuan herhangi bir koruma kararım da yok. Yeniden tutuklandığı için verilen koruma kararı da kaldırılmıştı" dedi. Oysaki ilk duruşmada 6 aylık koruma kararı çıkartılmıştı.. Abdullah Çakıroğlu'nun en kısa sürede tekrar tutuklanmasını bu kez üçüncü bir tahliyenin söz konusu dahi olmaması gerektiğine inanıyoruz.

Bu yayın konuk yazar Burcu Yılmaz tarafından yazılmıştır.

Fiyat Performans Telefonlarını İnceledik! (2016 Yılı)

Posted by Blogger 0 yorum
2016 yılı en iyi fiyat performans telefonlarını inceledik. Telefon kategorisinde marka savaşları durmak bilmiyor neredeyse her gün yeni bir cep telefonu piyasaya sürülüyor. Manuel medya ekibi sizler için en düşük bütçeyle en iyi performansı sağlayabileceğiniz cep telefonlarını sunar! Bu listede 1000 tl civarında 500 TL - 1000 TL aralığında alınabilecek en iyi telefonları göreceksiniz.


1) ASUS ZEN FONE 2 LASER








Asus kalitesiyle 5,5 inçlik bir canavarla tanışın! 13 Mp Kamera , 3000 Mah. Pil gücü, 1.2 ghz işlemcisi, 2 GB ram ve 790 TL - 750 TL  fiyatıyla listemizin 1 numarası! Kasa kalitesiyle  Orta düzey bir kullanıcı için ideal özellikler bu telefonda fazlasıyla var!





2) GENERAL MOBİLE 4G





Yılın en çok satanı 4g bir google projesi. Her zaman en yeni google sürümünü kullanmak istiyorsanız bu telefon bunun garantisini veriyor. Sistem özelliklerine gelince 5 inç ekran, 13 Mp kamera 1,2 ghz işlemci ,2 GB ram ve 690 - 650 TL Fiyatıyla alınası bir fiyat performans telefonudur. General mobile telefonunu almadan önce servis desteği konusunda araştırma yapmanızı da ayrıca tavsiye ederim. Teknoloji dünyasının nabzı tutulduğunda General Mobile eleştiri oklarını kendine çevirmiş görünüyor.







3) SONY XPERİA M4 AQUA





Hem fiyatı düşük olsun, hem hızlı olsun hem de suya toza karşı dayanıklı bir telefonum olsun diyorsanız. Alabileceğiniz marka sony kalitesiyle xperia m4 aqua olmalıdır. Bu telefonun rakiplerinden altta kalır hiç bir yanı yok. 1,5 ghz işlemcisi, 2 GB rami, ünlü sony lensleriyle 13 mp kamerası ve 899 lira fiyatıyla listemizin 3. sırası!








4) SAMSUNG E5






Şüphesiz akıllı telefon denilince ilk akla gelen marka samsung olur! Samsung E5 modelini ben daha çok bayanlara uygun görüyorum. İnce yapısı, şık tasarımı ve hafifliği ile harika bir telefon! Teknik özellikleri ise 1.2 ghz işlemcili 8 Mp Kamerası 1.5 ram özellikleri ile orta düzey bir kullanıcı için şık bir telefon!









5)MEIZU M1 NOTE





Bu telefon Çinli üretici meızu'nun tam bir fiyat performans canavarı bu fiyata daha iyi özellikte telen yok! 1,7 ghz oldukça tutarlı ve hızlı bir işlemci! 3140 mah batarya gayet iyi batarya ömrü, 1920x1080 p ekran kalitesiyle cam gibi net görüntü ile gözde bir telefon. Meızu cep telefonların Türkiye de tek eksik yanı piyasaya yeni girmiş olmasıdır. Servis destek kalitesini önümüzdeki günlerde gelecek kullanıcı yorumlarına göre belirteceğiz.

2016 Yılı Asgari Ücret Zammı!

Posted by Blogger 0 yorum
Asgari ücret yani bir işverenin tam zamanlı çalışanına verebileceği en düşük ücretin 2016 yılında 1300 TL olması bekleniyordu ve oldu. Mevcut Hükumet bununla ilgili çalışmalarını başlattı. Ayrıca Askeri ücretin yükselmesi demek agi ücretlerininde yükselmesi anlamına geliyor. Çalışanlar biraz olsun rahat nefes alacaklar. Ama  asgari ücretin 1300 TL olması bazı problemleri de ardı sıra getirecektir. Bu problemler nelerdir biraz bunları sorgulayalım.

  1. 1300 TL'lik asgari ücretin tamamı işveren tarafından verilecekse Türkiye'de faaliyet gösteren işletmelerin çoğunun %100 kar odaklı olduğunu biliriz. Bu durum işvereni olumsuz etkiyecek ve işten çıkarmalar olacaktır. Devlet bununla ilgili tedbirlerini almış mıdır?
  2.  İşveren açısından yüksek maaş =  yüksek vergi demektir. Kar oranı düşen işveren piyasaya sattığı malın fiyatını yükseltecektir. Bu oranda enflasyon oranları yükselecektir. Bu noktada hangi çalışmalar yapılıyor bunlar net değildir.
  3. Şu an uygulanmakta olan iş kanununa çoğu işletme uymamaktadır. İşçiler fazla mesai ücretlerini ve  sosyal haklarını almakta zorluk çekmektedirler. Devlet denetleme mekanizması her ne kadar çalışsa da işinden olmak istemeyen işçi bu duruma göz yummak mecburiyetinde kalmaktadır. Asgari ücret 2016 yılı zammından sonra işveren elbette işçiyi daha hor kullanmaya başlayacaktır. Bu da işçi üzerindeki baskıyı arttıracak ailesi ve çevresiyle olan ilişkilerini bile zedeleyebilecektir. Bu durumun toplumsal bir problem olmaması için hangi önlemler alınmıştır?

Bu soruların cevabını beklemekteyiz. Umarız her geçen gün büyüyen Türkiye bu durumda topluma en faydalı şekilde sonuçlanır. Sizlerde asgari ücret artışıyla ilgili düşüncelerinizi alt taraftaki yorum bölümünü kullanarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Bir Hayat Hikayesi

Posted by Blogger 0 yorum
Merhaba Manuelmedya takipçileri, yazıma başlamadan önce ifade etmeliyim ki uzun zamandır yayın yapmadığımın farkındayım. Bu nedenle affınıza sığınıyorum. Sloganımız  ''bir deneyim ansiklopedisi'' bu nedenle yaşamımızın her anı Manuelmedya'ya konu olabiliyor. Dünyada tek olan manuelmedya projesine yapmış olduğunuz konuk yazar talepleri ve yorum değerlendirmeleri için teşekkür ediyorum. Bu arada sayfa gösterim sayımız da 3 milyonu aşmış durumdadır.

Üniversite okurken hayat disiplini ve  üniversite yaşamı hakkında bir çok yayın yazdık. Aradan geçen 4 senelik zaman sonrasında içeriklerimiz iş hayatı ve insan ilişkilerine yönelecektir.

Dünyada rekabet artık had safhaya ulaşmış durumda; ülkeler, markalar, insanlar birbirlerine yıkıcı üstünlüklerle hakimiyet kurma çabasına devam etmekteler. Sonuç ise çalışan ve isteyen kazanıyor. Tam bu noktada size kendi deneyimlerimden bahsedeceğim. Üniversiteyi bitirdikten sonra ailemin yanına döndüm. Eve geldiğimde ilk sordukları sorulardan biri  ''şimdi nerede çalışacaksın planın ne'' demek oldu. Bu soruyu sormakta kesinlikle haklılardı. Bir an önce işe koyulmalıydım, durmamalı, yorulmamalı, sıkılmamalı ve koşmalıydım. Kendi geleceğimi şekillendirme çabası bana keyif vermiyor değildi. Hatta bundan büyük bir zevk alıyordum. İş başvuralarına başlamıştım. İlk hedefim bir yönetici birini işe alırken nelere ne şekilde dikkat ediyor. İnsan kaynakları bilmediğim bir konu değildi. Üniversiteden aklımda kalan bir çok şey olsada Türk iş piyasasının biraz farklı ilerlediğinin farkındaydım. İş mülakatları başlamıştı. ''Hoşgeldiniz bize kendinizi anlatırmısınız?'' sorusu insanın içini oldukça sıkıyor, neyi ne şekilde nasıl anlatacağım, okuduğum üniversite mi, katıldığım projeler mi sevgilim veya ailem mi tam bir çorba olmaması işten bile değil. Kısa ve net ifadelerle önce eğitim hayatı daha sonra aile ve ilişkilerden bahsedin kendinize bir şablon oluşturun, dürüst, kendinden emin ve samimi olun. Unutmayın! İşverenler artık hangi üniversiteden mezun olduğunuza değil sizin o işi isteme azminize ve heyecan duymanıza bakıyorlar.  Siz bunu başarıyla karşı tarafa yansıttıktan sonra sonra iş verenin ne kadar samimi ve dürüs olduğunu ölçün. Bunu yapabilmek için ise iş kanunlarını okuyun ve sohbet esnasında çalışma saatlerine, sosyal imkanlara değinin. Elbette bu konularda oldukça hassas davranacaksınız. Çünkü bu konulara direk ve sert bir giriş yapmak iş verenin olumsuz düşünmesine neden olabilir.

Girdiğim bir çok mülakattan sonra iş hayatına kurumsal bir firmada başladım. Evet maaş oldukça düşüktü fakat benim için maaş değil tecrübe bu noktada önemliydi. Çalışırken katıldığım kariyer seminerleri, yöneticilerin insan psikolojisi  bilgisi ve durum değerlendirme örneklerini her zaman dikkatle izledim. Çalışma hayatına gelince evet büyük bir kazanın ortasına düştümdüm. Raporlar, satış rakamları, müşteri memnuniyet değerlendirmeleri bir sürü bilmediğim anlamadığım istatistik nedendi? Elbette amaç rekabet ve bunun sonuncunda performansı arttırmaktı.

Çalışanlar arasında ilişkilere gelince. Birlikte çalıştığımız iş arkadaşınız  size aşık olabilir, yalan söyleyebilir, sizin bir üst yönetim aşamasına geçmenize engel olmak isteyebilir. Ben bu konularda herzaman soğuk kanlı oldum. Çünkü iş hayatında profesyonelleşmek istiyorsanız, iş yerinde asla duruşunuzdan ve davranışlarınızdan taviz vermeyeceksiniz. İkili tartışmaların yaşanacağını hissettiğinizde ufak ve net  tavırlarla savuşturmak en ideali olacaktır. Ayrıca bir problemlem yaşandığında ve yöneticinizle karşı karşıya geldiğinizde ben ne yaptığımdan eminim ve ben bu işe hakimim havası vermeniz size olan bakışları kesinlikle değiştiriyor. İşe girmeden önce yapmış olduğum plan ve iş hayatı konulu makaleler sayesinde diğer çalışanlara oranla açık ara bir üstünlük sağlamıştım. Ben yöneticilerimle bunu kutlarken diğer çalışanların koşturmalarını izlemek oldukça keyiflidi. Çayınızdan bir yudum daha alın ve zaferinizin keyfini çıkartın.

Bir süre daha aynı iş yerinde çalıştıktan sonra askere gitme zamanın geldiğinden işten ayrıldım. Askerlik hayatından da biraz bahsedecek olursam tek diyebileceğim kelime ''yalnızlık'' oldu. Almış olduğum bütün eğitim hayatı bütün kuralları bir kenara koymak zorundaydım. Çünkü burada sistem çok farklı dostum. Askere gitmek bir şeyi öğrenmenize neden olmuyor da değil. Sevdiklerinizn ve değer verdiklerinizin ne kadar samimi olduğunu görüyorsunuz. Üzülmeyin ve zorlamayın çünkü sizin bir hedefiniz var. Eğer sevdiğiniz  kişi askere gittikten sonra da size destek oluyor ve ilgi göstermeyi hiç bir zaman bırakmıyor sizinle birlikte gün sayıyorsa o kişiyi asla kaybetmeyin çünkü siz gerçek hayat arkadaşınızı bulmuşsunuz. Sistem ve insan ilişkileri her ne kadar başka bir dünya gibi olsa da vatani görevimi hatasız ve başarıyla tamamladım. Askerlik görevi bittikten sonraki sportmen bir vucut ve gurur verici adımlarla birliğinizden ayrılmanın havasını yaşayın. Başardım öyleyse başaracak daha çok şeyim var!

Yazının devamı Bir hayat hikayesi 2 konusuyla yayımlanacaktır. Bizi takip etmeyi bırakmayın.









Telefon kıyaslamalarında nelere dikkat edilir?

Posted by Blogger 0 yorum
Aslında bakarsanız bu konu o kadar dallanıp budaklanır ki işin içinden basit bir şekilde çıkılamaz. Çünkü eskisi gibi mobil sektöre ne sadece bir marka öncülük yapıyor ne de bu markaların çıkardığı ürünler birbirine benziyor. İşin teknik kısmında; yok efendim ramdir, işlemcidir, ekranın piksel sayısının çarpımının kareköküdür veya tasarım kısmında; güç tuşu arkadadır, ses tuşu sallanır, arka kapağı çekiçle vursan da çıkmaz... Bu liste uzar gider.

 Genellikle birbirlerine yakın modeller (üst segment, orta segment..) cihazlar belirlenir, tüketici önce bu seçimi yapar, ardından farklı markalara ait yüz telefonu kıyaslar. Ama kimse esasında ne istediğini bilmez. Halbuki herkes kendine göre önplana çıkan özellikli telefonlara yönelmeli. Fotoğrafa mı ilgi var al Sony yaslan arkana. Beni uzun vadede götürsün, yavaş olup sinir etmesin mi istiyorsun at cepe İphone. Beni şaşırtsın, yok efendim parmağımdan kalp ritmi ölçsün gibi absürt özellikler mi seviyorum Samsung idealdir. Güvenlik takıntılı mıyım Blackberry işimi görür. Ben müzisyenim aga ses ver gerisini bana bırak diyorsan Htc.

 Bu noktada esas sorun sevgili okuyucu, biz tüketicilerin telefon alırken en "ideal" olanı istememizdir. En uygun fiyata en güzel fotoğrafı çeken en şık tasarıma sahip olan en stabil en güzel arayüzü kullanabileceğim en iyi ses veren.... Bu işin sonu yok. Eğer ki elimizdekiyle yetinemiyorsak cebimizi boş bırakmayacağız. Cebe önce bolca para girecek sonra yeni telefon. Bu döngü ne zaman son bulur göreceğiz.

Bu yayın konuk yazar Oğuzhan Kurtkan tarafından yazılmıştır.